Özal'ın Vizyonu
1 Kasım
1983 günü yaptığı televizyon konuşmasında şöyle demektedir:
"6 Kasım
1983 Pazar günü Allah'ın izniyle sandık başına gideceğiz. Genel
seçimler yapılacak. Milletçe aldığımız nice dersten ve üç yıllık
bir aradan sonra memlekette yeniden siyasi hayat başlayacak.
ANAP
programını hazırlarken şu üç noktaya önem verdik.
Bunlar
nedir?
Bir tanesi,
bizim milliyetçi muhafazakâr bir parti oluşumuzdur. Yani biz,
eğitim ve kültür meselelerimizde örf ve adetlere, ananelere
bağlılığımızı ifade etmişizdir. Milli ve manevi değerlere
saygılıyızdır. Bunların yücelmesini isteyen partiyizdir. Onun
için bize milliyetçi-muhafazakâr bir parti denilebilir ve
inanıyoruz ki Türkiye/de halkımızın yüzde 90'ı da bu kanaattedir.
Bir tanesi,
bizim milliyetçi-muhafazakâr bir parti oluşumuzdur. Yani biz,
eğitim ve kültür meselelerimizde örf ve adetlere, ananelere
bağlılığımızı ifade etmişizdir. Milli ve manevi değerlere
saygılıyızdır. Bunların yücelmesini isteyen partiyizdir. Onun
için bize milliyetçi-muhafazakâr bir parti denilebilir ve
inanıyoruz ki Türkiye/de halkımızın yüzde 90'ı da bu kanaattedir.
İkinci görüşümüz, iktisadi görüşümüzdür. Biz memlekette iktisadi
sistemin serbest rekabet düzeni olmasını ve vatandaşın
teşebbüsünün desteklenmesini istiyoruz.
Üçüncü
tarafımız, sosyal adaletçiliğimizdir. Biz bu memlekette vaktiyle
sosyal adaletçi geçinen partiler gibi değiliz. Bizim sosyal
adaletçiliğimiz hayalci değildir. Biz akılcı sosyal adaletçiyiz.
Bu memleketin gerçeklerini biliyoruz. Sosyal meseleleri
halletmenin yolunun iktisadi meseleleri halletmekten geçtiğini
de biliyoruz. İktisadi gücü olmayan hiçbir memleket sosyal
meselelerini halledememiştir."
Siyasete neden atıldığını, neden parti kurmaya karar verdiği
sorularını şu şekilde cevaplandırır:
"1960'tan
beri devlet gemisinin kaptan köşkünde pek çok birleştirmenin
siyaset sosyolojisine ve eşyanın doğasına aykırı olduğunu öne
sürenlerin yoğun eleştirilerine rağmen, Özal, bu amacını
gerçekleştirir. ANAP, dört eğilim için bir kavşak noktası olur.
Köklü
reformlar yapmak, tabuları yıkmak ve büyük değişimi
gerçekleştirmek için toplumsal destek şarttır.
Çok
değişik düşünce odaklarının oluştuğu ve bunların uzlaşmasının
çok güç olduğu bir ortamda, böyle bir toplumsal destek nasıl
sağlanacaktır? Aşırı düşünce çatışmasından, uzlaşmış bir barış
toplumu çıkararak… Farklı eğilimleri bir araya getirerek ve
harika bir siyasal mozaik yaratarak...
Özal, işte
bunu başaracaktır. Siyasal yıpranmayı, siyaset sosyolojisinin
kurallarını sarsmayı, eşyanın doğasına aykırı bir olayı
gerçekleştirmeyi ve "pay kaptırmamak" için adeta can havliyle
yapılan saldırıları göze alarak, göğüsleyerek... İkna ile
hoşgörü ile sevgi ile... İşte, "1983 ruhu" dedikleri budur.
"1983 ruhu"
1980
öncesinde birbirine kurşun sıkanlar, birbirini can düşmanı
görenler, bu sevgi ve barış kavşağında buluşarak, ellerini
dostça ve hoşgörüyle birbirine uzatırlar. O dost eller, Özal'ın
kişiliğinde, iki elin baş üstünde birleşmesiyle "ANAP Selamı”na
dönüşür. Ellerin baş üstünde birleştiği yer, sevgi ve hoşgörünün
kavşak noktasıdır.
Turgut
Sunalp'ın Milliyetçi Demokrasi Partisi'nin, Necdet Calp'ın
Halkçı Partisi'nin ve Turgut Özal'ın Anavatan Partisi'nin 6
Kasım seçimlerine girmeleri kesinleşir.
Seçim
propagandası bütün hızıyla sürerken, 4 Kasım 1983 günü, herkesi
şok eden bir olay olur.
Cumhurbaşkanı Kenan Evren, televizyonda zehir zemberek bir
konuşma yapmakta ve açıkça Özal'ı hedef almaktadır :
"Geleceğin
iktidarına talip olan yeni partilerimiz birçok tatlı vaatlerde
bulundular. 1980-1981 yılları arasında ekonomik durumun
düzelmesini kendilerine mal edenleri, ekonominin tabii
kanunlarını bu memlekette kendisinin bildiğini söyleyenleri,
bilgi, beceri ve işbirlik vasıflarının Allah tarafından yalnız
kendilerine verildiğini büyük bir gururla her gün çekinmeden
ifade edenleri, ihracatın sihirli değneğinin yalnız kendilerinde
bulunduğunu, bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün yönetimlerin
hatalı hareket ettiklerini, ancak kendilerinin hatalı olmadığını,
yapılmış faydalı yatırımlarda kendi paylarının bulunduğunu,
enflasyonu ancak ve ancak kendilerinin aşağı çekebileceğini,
anarşi ve terörün başlıca sebebinin ekonomik kriz olduğunu,
herkesi ev sahibi yapacaklarını, orta direği yalnız kendilerinin
ayakta tutabileceğini ve daha birçok tatlı vaatler dinlediniz.
Elbette böyle söyleyeceklerdir. Hiçbir satıcı benim malım çürük
der mi? inşallah gerçekleştirirler. Ancak, üzüntü veren taraf,
12 Eylül/ den sonra yönetimde görev alıp, görevde kaldıkları
sürece bütün iyi kararları kendilerinin aldığını, Ekonomik
Kurul'u, Bakanlar Kurulu'nu ve Milli Güvenlik Konseyini adeta
ortada yok kabul etmeleridir. 12 Eylül' den sonra alınmış bütün
kararların Milli Güvenlik Konseyi'nin tasvibinden geçtiğini,
tasvip edilmeyenlerin yürürlüğe konmadığını bildikleri halde,
daha iktidara gelmeden, şimdiden bu şekilde hilaf-ı hakikat
beyanda bulunanların, bundan sonra ne yapabileceğini takdirinize
sunmak isterim. "
Konuşmasına,
hedefinin" genel" olduğu izlenimi vermeye çalışan, kişi veya
parti adı vermeyen Evren'in, Özal 'ı hedef aldığı açıkça
bellidir.
6 Kasım
1983, Pazar
Türk
seçmeni üç yıllık aradan sonra yeniden sandık başına gidip oy
kullanabildiği için mutludur.
Anavatan
Partisi oyların yüzde 45.15'ini alarak 400 milletvekilliğinden
211 'ini kazanmıştır.
ANAP'ın
seçimleri kazandığı kesinleşmiştir.
Ama Milli
Güvenlik Konseyi, iktidarı ANAP'a teslim edecek midir?
Evren'in ve
Konsey'in artık yapabileceği bir şey yoktur.
Seçimlerden
tam bir ay sonra, 7 Aralık 1983 günü, Çankaya Köşkü'ne davet
edilen Özal'a hükümeti kurma görevi verilir.
Turgut Özal
artık Başbakan’dır
Başbakan,
Özal'ın işi hiç de kolay değildir.
Bir yanda,
halkın sıkıntıları ve beklentileri, çözüm bekleyen yığınla sorun...
Seçim propagandası sürecinde halka verilen sözler, yapılan
vaatler...
Öte yanda,
demokrasiye geçilmiş olmasına rağmen, askerlerin devam eden
baskısı Çankaya'nın ve Milli Güvenlik Konseyi'nin, sivil
hükümetin başında demoklesin kılıcı gibi sallanan müdahale ve
engelleme ihtimali.
Amerikan
Time dergisi muhabirinin, Evren'le ilişkileri konusundaki
sorusuna Özal şu cevabı verir:
"Geçimsiz
bir insan değilim, iyi huyluyumdur. Sayın Cumhurbaşkanımız da
öyledir. Geçmişe değil, geleceğe bakıyoruz. Çünkü Türkiye'nin
çıkarları işbirliği ve karşılıklı anlayışta yatmaktadır. "
Özal'ın tek
amacı vardır: Bu dönemi kazasız belasız atlatmak. Cumhurbaşkanı
ile sürtüşmeye girmenin partisi için iyi olmayacağının ve
başlatacağı reformlarda önemli tıkanmalara sebep olacağının
bilincindedir.
Cumhurbaşkanı Evren, Başbakan Özal'ın Bakanlar Kurulu listesini
13 Aralık i 983'te onaylar ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 45.
hükümeti kurulmuş olur
"ilk günler,
ilk aylar bizim için çok önemli. Ekonomik ve sosyal reformlar
ilk yıl içinde bitirilmeli. Bu sebeple işi ilk günden sıkı
tutacaksınız."
Hükümet
programı, 20 Aralık 1983 günü Meclis'te okunur. Herkes ve
özellikle muhalefet hayretler içindedir. Çünkü hükümet programı
diye okunan metin, noktası ve virgülüyle bile parti programının
aynısıdır. Muhalefet partilerinin sözcüleri, "Böyle hükümet
programı olur mu? Seçime giderken söylediklerinizi hükümet
programı diye bize yutturmaya mı çalışıyorsunuz?" diye tepki
gösterirler.
Oysa Türk toplumu ilk kez politikada gerçekçilikle karşı
karşıyadır. Seçim meydanlarında ne söylenmişse, parti
programında neler vaat edilmişse hepsi yapılacaktır.
Hükümet
programı
Hükümet
programı olarak da ilan edilen parti programında, toplumun
refahına öngören şu ilkelerin hayata geçirilmesi hedeflenmiştir
:
-
Huzur
ve güveni sağlamak
-
Enflasyonu aşağıya çekmek
-
Çiftçi,
işçi, memur, esnaf ve emeklinin meydana getirdiği orta
direği güçlendirmek
-
İşsizliği önlemek
-
Başta
Güneydoğu olmak üzere kalkınmada öncelikli yöreleri
geliştirmek
-
Enerji
sorununu çözmek
-
Toplu
konuta hız vermek
-
Vergilendirmek
-
Enflasyonun üstünde ücret vermek
-
Bürokrasiyi azaltmak
Hükümet
programında, serbest pazar ekonomisine geçilmesi, faizlerin
serbest bırakılması, ihracatın arttırılması, KİT'lerin
özelleştirilmesi, devletin küçültülmesi ve bireyin devlet
karşısında imtiyazlı duruma getirilmesi de öngörülür.
Özelleştirme ve devleti küçültme, 1950'den beri Meclis'te okunan
bütün hükümet programlarında vardır. Ama hiçbiri uygulanamamış
veya uygulamada büyük sapalar olmuştur. Hükümet programında
öngörülenler ilk kez Özal döneminde hayata geçirilecektir.
Özal
hükümeti, 24 Aralık 1983'te TBMM'de 213 kabul, 115 ret ve 65
çekimser oyla güvenoyu alır.
Turgut Özal,
1980'li yıllarda dünyada esmeye başlayan değişim rüzgarlarının
doğuracağı sonuçları herkesten önce görmüş ve sezmişti. Bu
değişime Türkiye'nin ayak uydurabilmesi için, dışa açık ve
rekabetçi sistemin esas alınması gerektiğine inanıyordu.
Türkiye,
Batı'nın gelişmiş, sanayileşmiş ülkelerinin normlarında bir
piyasa ekonomisine nasıl kavuşturulacaktı? Bu ekonomi rekabetçi
olmalı, yani sadece ülke içinde ayakta kalabilmekten çıkarak
dünya ekonomisiyle boy ölçüşebilmeliydi.
Bu düzeye
gelebilmek için, özel sektörün pahalı maliyetlerle ürettiklerini
iç pazarda satma alışkanlığından kurtarılarak, dışa açılmasının
sağlanması gerekiyordu. Fakat bu o kadar kolay değildi. Koruma
duvarları arkasına sığınmış, büyük teşviklerle desteklenmiş,
ucuz negatif faizlere ve kur garantisine alışmış Türk sanayisini
dışa açmak, rekabet gücü kazandırarak uluslararası alanda boy
ölçüşebilecek bir sistemin iticisi haline getirmek Özal'ı en çok
uğraştıran zorluklardan biri olacaktı. '
Özal'a göre
başka çare yoktu. Bunlar mutlaka yapılmalıydı. Rekabetçi
ekonominin bir dünya sistemi haline geleceğini ve sisteme aykırı
davranan veya direnen ekonomilerin er geç çökeceğini biliyordu.
Gazeteci Osman Ulagay'ın dediği gibi, "Bir küreselleşmeye doğru
gidileceğini sezmişti. Bu sezgiyle, Türkiye'yi de öyle bir
dünyaya ayak uydurabilecek konuma ulaştırmaya çalıştı."
Özal,
geleceğe yönelik isabetli görüşleri ve güçlü sezgileri olan bir
insandı. Meselâ, 1990'ların başında dünyaya damgasını vuran
olayları daha 1980'lerin başında görmeye ve sezmeye başlamıştı.
Özal, 1983
sonbaharında Başbakanlığa geldiğinde, dünyada siyasal, ekonomik
ve sosyal açılardan yaşanacak büyük değişimi çoktan kavramıştı
ve bu değişimin arkasında kalmamak, hatta birkaç adım önünde
gitmek için her türlü hazırlığı yapmıştı. Yani o, dünyada
1990'lann başında başlayacak değişim rüzgârını daha 1983'ün
sonlarından itibaren estirmeye kararlıydı. İnsanlık tarihinde
yeni bir çağ başlarken, Türkiye hazırlıksız yakalanmayacaktı.
Dünyayı saracak demokratikleşme ve serbest pazar ekonomisi
akımının dışında kalmayacaktı. Hatta Özal'ın önderliğinde bu
akımı biraz daha hızlandırıcı bir rol üstlenecekti.
Dünyanın
sarsıcı değişimlere gebe olduğu o dönemde, Özal'ın işbaşına
gelmesi Türkiye için büyük şanstı.
SAYIN ÖZAL’IN
SAHİP OLDUĞU VİZYON, LİDERLİĞİN HEM FİZİKİ HEM DE DÜŞÜNCE YAPISI
OLARAK EN İYİ YANSIMASIYDI