Özal'ın Azmi
Turgut
Özal, 1959 yılında yedek subay olarak askere gider.
Askerliğini Ankara'da Ordonat Okulu'nda yapmaktadır. Ciddi,
düzenli, disiplinli bir askerdir.
1960
yılında, onu çok sarsan ve üzen bir olay olur. 27 Mayıs sabahı
askeri darbe gerçekleşmiş, Demokrat Parti iktidarı devrilmiştir.
Bu olay ve özellikle Adnan Menderes'in başına gelenler, Özal'ı
derinden yaralar.
DSİ Genel
Müdürü Süleyman Demirel' de, darbeden sonra görevinden ayrılır
ve askere gider. Kader onları tekrar bir araya getirecektir.
Özal, yedek subay Ordonat Okulu'nda yedek subay öğrenci
Demirel'in komutanı olur. Onun için, "En iyi öğrencimdi. Benden
en iyi notları o alırdı" diyecektir.
27 Mayıs
darbesi, getirdiği bütün sosyal ve siyasal olumsuzluklar yanında,
demokratik planlama gereğini kavrayarak, Devlet Planlama
Teşkilatı'nın (DPT) kurulmasına karar verir. 30 Eylül 1960'ta
kurulan bu teşkilat, ekonomik ve sosyal politikaların ve
hedeflerin belirlenmesinde, ekonomik politikayı ilgilendiren
çalışmaların koordinasyonunda hükümete yardımcı olacak ve
müşavirlik yapacaktır. Ayrıca kısa ve uzun vadeli kalkınma plan
ve programları hazırlamak ve uygulamakla görevlidir. Bu arada,
yedek subay öğretmen olan Turgut Özal ve Süleyman Demirel de
Planlamada göreve çağrılırlar. DPT o günlerde yapımı yeni
bitirilen bugünkü TBMM binasının bir bölümünde faaliyet
göstermektedir. Demirel ve Özal orada, aynı odada çalışırlar.
Planlama günleri Özal'la Demirel'i daha da yakınlaştıracaktır.
Turgut Özal,
1961'de askerliğini bitirdikten sonra EİEİ’ deki görevine döner.
1965 yılında yapılan genel seçimlerde, Adalet Partisi ezici
çoğunlukla iktidara gelir. 1962 yılında bu partiye kaydını
yaptıran ve ilk genel başkan Ragıp Gümüşpala’nın 1964'te
ölümünden sonra yerine seçilen 42 yaşındaki Süleyman Demirel
artık başbakandır. O sırada EİEİ’ DE Genel Müdür Yardımcısı olan
Turgut Özal'ı da Başbakanlık Müşavirliğine getirecektir. Devlet
Planlama Teşkilatı Müsteşarı Memduh Aytür, bütçe görüşmeleri
sırasında hükümetle anlaşmazlığa düşer ve istifa eder.
Demirel'in aklına, "Meziyetleri vardır.
Zekidir,
akıllıdır. İlliyet rabıtasını iyi kurar" diye övdüğü Turgut Özal
gelir. Böylece Özal, DPT Müsteşarı olarak 1966 yılında devlet
bürokrasisinin zirvesinde yer alır.
Özal,
kafasında ya da özel çalışmalarında projelendirdiği fikirleri
uygulama imkânına da ilk kez DPT Müsteşarı iken kavuşmuştur.
Demirel hükümetinin 1970 yılında yaptığı para operasyonunda ve
ekonomik tedbirler paketinin hazırlanmasında önemli bir rol
oynar.
Özal'ın
önemli rol oynadığı 1970 yılı para operasyonu ve ekonomik
tedbirler paketiyle, ödemeler dengesi düzeltilip, ekonomi tam
rayına sokulmuşken, 12 Mart 1971'de askerler bir kez daha
çıkagelir. Komutanların muhtıra vermesi üzerine Demirel hükümeti
istifa etmiş, Özal da DPT Müsteşarlığından ayrılmıştır.
Özal, daha
önce birkaç kez gittiği Amerika'da çevre ve bazı dostlar
edinmiştir. Burada işi hazırdır. Amerika'ya gider ve Dünya
Bankası'nda çalışmaya başlar.
Artık
mükemmel bir ekonomist olan Özal, serbest ticaretin, rantabl
yatırımların, büyük projelerin, rekabetin, kalite ve standart
arayışının gereğine o dönemde iyice inanır. 12 Mart 1971'de
iktidardan uzaklaştırılan AP Genel Başkanı ve eski başbakan
Süleyman Demirel'e Amerika'dan bir mektup gönderir. Ekonomi ile
ilgili görüş ve önerilerini ayrıntılı şekilde anlatır.
Ekonominin liberalleştirilmesi ve serbest piyasa ekonomisine
geçilmesi, bunun için radikal reformlar yapılması, yapısal
değişikliğe gidilmesi, Kit’lerin özelleştirilmesi gerektiğini
vurgular. O tarihlerde Kit’ler henüz sorun haline gelmemiştir
ama ekonominin sırtında kambur olmaya başlayacaklarını Özal daha
o yıllarda görmüş ve sezmiştir.
Dünya
Bankası'nda beş yıl kadar süren çalışma Özal'a, içerde devletten
sonra dışarıda önemli bir uluslararası kuruluşta tecrübe
kazandırmıştır. Yurt dışındaki kurumların Türkiye'ye
bakışlarının nasıl olduğunu da bu dönemde gözler.
1975'te
yurda döner ve Sabancı Holding'de Genel Koordinatör olarak işe
başlar. Sıra özel sektörle ilgili bilgi ve tecrübelerini
artırmaya gelmiştir. Birkaç ay sonra Sabancı Holding'den ayrılır
ve arkadaşı işadamı Zeki Aytaç'la çalışmaya karar verir. Çelik
Endüstri, Çamsan,
Çetaş,
Parsan, Esas, Burtlak gibi firmalarda yönetim kurulu üyesi,
yönetim kurulu başkanı veya genel müdür olarak görev alır. Bu
dönemde, Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (MESS) üyesi de olan
Özal, bir süre sonra aynı sendikanın önce Yönetim Kurulu
Başkanlığına, sonra da Genel Başkanlığına yükselmiştir.
O tarihte,
bir Japon otomotiv sanayi şirketinin Türkiye'deki temsilciliğini
de yapmaktadır. Şirket, arazide hareket eden bir araç fabrikası
kurmak ister. Özal, zamanın DPT Müsteşarı Kemal Cantürk’e gider
ve durumu anlatır. Üçüncü Beş Yıllık Plan'ın 1002. maddesinde,
otomotiv sanayinin sadece kamu sektörünce
gerçekleştirilebileceği hükmü vardır. Cantürk, bu hükmü
hatırlatır ve Japon firmasının isteğinin yerine
getirilemeyeceğini söyler. Özal kızar:
"Motor
sanayine karşı çıkanların çoğunun solcu olduğunu biliyorum. Ama
ben karar verdim. Siyasete atılacağım ve mutlaka onlarla politik
alanda savaşıp canlarına okuyacağım."
O, kafasına
koyduğunu mutlaka gerçekleştiren insandır.
Nitekim
yıllar sonra, bir Japon firmasının Türkiye'de ürettiği ilk
otomobilin fabrikadan çıkışında, Turgut Özal Başbakan olarak,
direksiyon başında keyifle otururken görülecektir.
Özal, 1977
genel seçimlerinde MSP'den İzmir milletvekili adayı olur. Seçimi
kaybeder.
O seçimi
kaybetmesi, talihini değiştiren önemli bir olaydır. Kader, onun
yolunu çoktan çizmiştir. Seçimi kazansa, belki doruğa
tırmanamayacak, kafasındaki projeleri ve reformları hayata
geçirme imkânına belki hiçbir zaman kavuşamayacaktır.
İlk
siyasete atılma denemesinde başarılı olamayan Özal, "Siyasette
kazanmak da var, kaybetmek de" der ve MESS’ deki görevini
sürdürmeye başlar. TUSİAD’a da üye olur. "Masanın öbür tarafı"
dediği özel sektördeki çalışmaları sırasında edindiği bilgi ve
tecrübelerden daima yararlanacaktır. Turgut Özal, 1979 yılında
Aydınlar Ocağı seminerinde yaptığı o konuşmasında, düşüncelerini
oldukça kuvvetli ve kararlı bir şekilde vurgular.
-
Güçlü
devlet, memurları çok olan devlet değildir.
-
Devlet,
bir mabut veya baba değildir.
-
Devlet,
bir istihdam kapısı değildir.
-
Bürokrasiyi kaldırmak için kişilere itimat prensibi esastır.
-
Tüketim
gelişmeyi teşvik eden önemli bir araçtır.
-
Kalkınmada piyasa ve hür teşebbüs esastır, devlet sadece
altyapı ile uğraşmalı, yasakçı değil yönlendirici olmalı.
-
KİT’ler
millete mal edilmeli (Özelleştirilmeli)
Özal,
dünyadaki tecrübelerden yararlanılması ama muhafazakar
değerlerin de vurgulanması gerektiğini anlatır.
"Devletin kuruluşu ve işleyişinde, iktisadi hayatın düzgün
çalışmasında bizden ileri olan milletlerin tecrübe ve
bilgilerinden istifade etmek önemli bir husustur. Bununla
beraber, kendi tarihi tecrübelerimiz, örf ve adetlerimiz, sosyal
bünyemiz, iktisadi yapımız dikkatle gözden geçirilerek, basit.
Bir kopyacılıktan ve taklitçilikten muhakkak uzak kalarak, bu
aktarma iyi bir adaptasyon şeklinde yapılmalıdır. Bu şekilde bir
düşünce tarzı, birçok hallerde, modem teknolojinin transferinde
dahi geçerlidir. "
Özal, konuşmasını şöyle bitirir:
"Yeni
görüş bir gün Türkiye'de iktidara gelecektir."
KARARLILIK VE AZMİ ÖZAL’IN
REFORMLARINI GERÇEKLEŞTİRMESİNDE BÜYÜK ÖNEME SAHİPTİ