Liderlik
"Bundan
böyle yeniden bürokrat olmam, müsteşarlık yapmam mümkün değil.
Kendi programımı uygulayabilirsem parti kuracağım. Ancak ikinci,
üçüncü adam olarak belirli işler yapmam mümkün olmadığı için,
kendi programımı kendim yapacağım. "
Özal, kaderin çizdiği yolda, siyaset sahnesine doğru yol almaya
başlamıştır.
Özal,
Evren'den ve Konsey üyelerinden güvence almış olmasına rağmen,
seçime sokulacağından pek emin değildir. Askerlerin isteğiyle,
emekli orgeneral Turgut Sunalp sağda bir parti kurmaya soyunmuş,
solda ise İsmet Paşa'nın eski özel kalem müdürü Necdet Calp,
parti kurma çalışmalarına başlamıştır. 12 Eylül'cüler, ABD'de
olduğu gibi iki partili sistemden yanadırlar. Onlara göre, biri
sağda diğeri solda olmak üzere iki parti yeterlidir.
Askerlerin
bu niyetini bilen Özal, veto barajını aşıp aşamayacağını,
partisinin seçime sokulup sokulmayacağını düşünürken, bir yandan
da, Batı'nın kendisini iyi tanımasını ve 12 Eylül döneminde
başbakan yardımcılığı yapmış olmasını önemli bir avantaj gibi
görmektedir. Hatta o günlerde kendisini ziyarete gelen İstanbul
Esnaf Dernekleri eski başkanı Hüsnü Çınar'a, "Dışarıda itibarım
var. Veto ederlerse onların durumu sarsılır" der. Yine o
günlerde gazeteci Nazlı-Kemal Ilıcak çifti, İstanbul'daki
evlerinde Özal'a bir yemek verirler. Yemekte Nazlı Ilıcak,
Sunalp'ın arkasında hem Evren'in hem de Demirel'in olduğunu, bu
iki destek karşısında kendisinin bir başarı sağlayamayacağını
söyler. Özal'ın cevabı şu olur:
"Ben öbür
dünyaya inanır ve bu dünyanın bir geçiş yeri olduğunu düşünürüm.
Öbür dünyada bugün yaptıklarının hesabı sorulur. İlim sahibinden
ilmini, para sahibinden paranı doğru yolda kullandın mı diye
sual edilir. Bize de, sana hizmet imkânı verdik, bu imkânı iyi
değerlendirdin mi diye sorulur. Ben en iyi hizmeti daha serbest
kalarak verebileceğim düşüncesindeyim. Çalışsam Ulusu'yla
çalışırdım. Sunalp'le hiç çalışmam, parti kurmaktan vazgeçmem.
Özal, parti kurma çalışmalarında, bir zamanlar DPT'de,
Başbakanlıkta ve özel sektörde birlikte çalıştığı arkadaşlarını
yanında bulur. Hepsi Özal'ın çağrısına" evet" derler.
Planlamaya
Özal tarafından alınan Nevzat Yalçınlaş, Yahya Oğuz, Kutlu Savaş,
Ahmet Remzi Hatip, Mehmet Dölger, Hasan Celal Güzel, Temel
Karamollaoğlu, Kazım Oksay, Vehbi Dinerler, Yılmaz Ergenekon,
Avni Akyol, Ekrem Ceyhun, Yusuf Bozkurt Özal, Hüsnü Doğan, Agâh
Oktay Güner, Yıldırım Aktürk, Vahit Eldem, Şükrü Akgüngör, Ekrem
Pakdemirli, Ahmet Selçuk, Mehmet Aydın, Metin Emiroğlu, Akgün
Albayrak, Şadi Pehlivanoğlu, Mustafa Taşar gibi sağ görüşlü
uzmanlar, sonraki yıllarda önemli yerlere gelecek, bazıları
bakanlık koltuğuna bile oturacaktır.
Bu kadro
kendi içinde çeşitli görüşlere ayrılmasına rağmen, Özal'ın
kuracağı partinin çekirdeğini oluşturacaktır. Özal'ın
liderliğinde başlatılan parti kurma çalışmaları giderek hızlanır.
Milli Güvenlik Konseyi'nce kabul edilen Siyasi Partiler Kanunu,
24 Nisan 1983 günü Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girer.
Konsey'in 70 sayılı kararıyla konulan siyasi faaliyette bulunma
yasağı da 76 sayılı kararla kaldırılır. O güne kadar perde
arkasında sürdürülen parti kurma çalışmaları artık açıkça
yapılmaya başlanmıştır.
Özal, 20
Mayıs 1983 günü saat 9.00'da, yanında Leyla Yeniay Köseoğlu,
Hüsnü Doğan, Necat Eldem, Kamil Coşkunoğlu ve Cahit Aralolduğu
halde, İçişleri Bakanı Selahattin Çetiner'i ziyaret eder ve
partisinin kuruluş dilekçesini verir. Partinin adı "Anavatan
Partisi", amblemi ise "bal petekleriyle donanmış Türkiye
haritası üzerinde bal arısı" dır.
Kuruluş
dilekçesini verdikten sonra bir basın konferansı düzenleyen Özal,
partisini şöyle tarif eder:
"Anavatan
Partisi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, insan Hakları
Beyannamesi, Siyasi Partiler Kanunu ve diğer kanunların esas ve
sınırları içerisinde faaliyet gösteren bir siyasi teşekküldür.
Partinin sembolü bal petekleriyle donatılmış Türkiye haritası ve
bal arısıdır. Arı çalışkanlığı, petek aziz vatanımızın en ücra
köşesine kadar mamur hale getirilmesini ifade etmektedir.
Milliyetçi, muhafazakâr, sosyal adaletçi ve rekabete dayalı
serbest pazar ekonomisini esas alan bir partiyiz. Bundan önceki
eğilimleri ne olursa olsun, programımıza inananları birliğe,
beraberliğe davet ediyoruz. Burası bir hizmet kapısıdır.
Milletimize en iyi şekilde hizmet edebileceğimize inanıyor, Yüce
Allah'tan gayretlerimizde bize yardımcı olmasını diliyoruz."
Partisinin
kuruluşunu tamamlayan Özal, eşini ve birkaç arkadaşını yanına
alarak yurt gezisine çıkar. Özal'ın her gittiği yerde büyük
kalabalıklar tarafından" Başbakan" diye büyük coşkuyla
karşılanması, Milli Güvenlik Konseyi tarafından emekli orgeneral
Turgut Sunalp'e kurdurulan Milliyetçi Demokrasi Partisi'nin
seçimleri kazanıp iktidara geleceğine kesin gözüyle bakanları
hayal kırıklığına uğratır. Özal'a bazı çevreler ve dostları,
Evren'le bir kez daha görüşmesini önerirler. Çünkü, Özal'a
yönelik yoğun ilgi, başta Konsey üyeleri olmak üzere çok kişinin
kulağına kar suyu kaçırmıştır ve ANAP-MDP birleşmesi gündeme
getirilmiştir. Özal buna kesinlikle yanaşmaz. Evren'e, Ağustos
1983'te yaptıkları son görüşmede, şunları söyler: Bakın Paşam,
biz birleşmeyiz. Hiç kimseyle birleşmeyiz….O görüşmede,
belirlenen milletvekili adaylarının veto edilip edilmeyecekleri
de Özal tarafından gündeme getirilir. Çünkü ANAP'a, çok sayıda
veto geleceği söylentileri yayılmıştır. Özellikle Kaya Erdem'in
adaylığının kesinlikle veto edileceği söylenmektedir.
ANAP Lideri,
Evren'e, "Veto adedi makul sayıyı aşarsa seçimlere
katılmayacağız" der.
Evren, "Bankerlik
olayının yükünü neden sırtlamak istiyorsunuz." diye sorar.
Özal'ın
cevabı nettir:
"Tam
tersine, Kaya Erdem'i partiye alarak meselenin üstüne gitmeyi
arzuluyorum. Onu bir kenara bırakırsak, bankerlik olayı
üzerimizde bir leke gibi kalır."
Evren,
Ulusu hükümetinin Maliye Bakanı Kaya Erdem'in veto edilmeyeceği
güvencesini verir. O görüşmeden sonra ANAP-MDP birleşmesi de
gündemden çıkacaktır.
Seçimler, 6
Kasım 1983 Pazar günü yapılacaktır.
Vetolar
yüzünden aday listelerini güçlükle tamamlayan, bazı yerlerde
yedek bulamadığı için eksik adayla seçime katılan Anavatan
Partisi, Özal'ın belirlediği doğrultuda renkli ve coşkulu bir
kampanya yürütür.
Özal'ın
televizyonda yaptığı propaganda konuşmaları çarpıcı ve
etkileyicidir. Sağ elinde tuttuğu kalemi ile kendisini
dinleyenlerin adeta gözünün içine bakarak konuşan Özal, Türk
siyasetinde yeni bir ses, yeni bir soluk olarak belirmiştir.
Halkın o güne kadar yabancısı olduğu konuları gündeme getirmekte,
mantıklı ve gerçekçi sözleriyle, halkın özlemlerine cevap veren
vaatleriyle, inandırıcı programıyla, siyaset sahnesinin yeni ve
farklı yıldızı olmuştur. Tabuları yıkmaktan, statükoculuğa son
vermekten, kabuk değiştirmekten ve yeni bir yapılanmadan söz
etmektedir. Birçoklarının telaffuz etmekten bile çekindiği
konulara o, cesaretle dokunmakta, halkına yeni ufuklar ve yeni
hedefler göstermektedir.
1 Kasım
1983 günü yaptığı televizyon konuşmasında şöyle demektedir:
"6 Kasım
1983 Pazar günü Allah'ın izniyle sandık başına gideceğiz. Genel
seçimler yapılacak. Milletçe aldığımız nice dersten ve üç yıllık
bir aradan sonra memlekette yeniden siyasi hayat başlayacak.
ÖZAL’IN LİDERLİĞİ HALKINI BİR
BÜTÜN OLARAK KUCAKLIYORDU.