Demokrasi

12 Eylül 1980 sabahı, beklenen olur. Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koyar.

Söz sırası, bir kez daha askerlerdedir.

12 Eylül 1980 sabahı, Başbakanlık Müsteşarı Turgut
Özal'ın Ankara'da Enis Behiç Kor yürek Sokaktaki evinin önüne askeri bir araç gelir. Araçtan çıkan Albay, Özal'a, kendisini Başbakanlığa götürmekle görevli olduğunu nazik bir şekilde söyler.

Özal endişelidir. 27 Mayıs darbesini, 12 Mart müdahalesini yaşamıştır. O tarihlerde meydana gelen olayları ve çekilen acıları hatırlar. Bu müdahalelerin ülkeye verdiği zararları düşünür. "Biz düzeltiyoruz, onlar gelip hazıra konuyor" diye geçirir içinden.

Özal, eli stenli subayların ve komando askerlerin doldurduğu Başbakanlık binasına girer. Kendi çalışma odasına götürürler onu. Askerlerin müdahalesinden sonra kurulan Milli Güvenlik Konseyi, ekonominin çarklarını döndürebilmek için ilgili bürokratları Başbakanlıkta toplamaya başlamıştır.

Saat 9.30'da Genelkurmay Başkanlığı'na geçilir. Orada bir tümgeneralin başkanlığında, bazı yüksek rütbeli subayların da atılmasıyla bir toplantı yapılacaktır.

Müdahalenin lideri Genelkurmay Başkam Orgeneral Kenan Evren'in odasına giderler. Evren, müdahalenin nedenlerini anlatır 've 24 Ocak kararlarını devam ettirmek istediklerini söyler.

Özal, ekip çalışmasının yararına inanan insandır. Başbakanlık Müsteşarı iken oluşturduğu ekibin dağıtılmasına izin vermez. İşi aynı ekiple götürecektir.

Bu dönemde, türlü müdahalelere rağmen ekonomiye tek başına yön veren Turgut Özal, yüzde 1O0'lerde seyreden enflasyonu yılın sonunda yüzde 60'a düşürmeyi başarır. 1981 yılında 4 milyar doların üstünde olan dış ticaret açığı 1982 yılında 3 milyar dolara düşer.
 

  • 1982 döneminde gerçekleştirilen vergi reformu, KİT fiyat düzenlemeleri ve destekleme alımlarındaki rasyonalizasyon yanında kamu harcamalarının denetim altına alınmasından sonra kamu açıkları azalır. Kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH’ YE oranı 1980'de yüzde 10,5 olan seviyesinden 1982'de yüzde 4,3’e düşürülür. 1983 yılında artma eğilimine giren kamu kesimi borçlanma gereğinin GSMH içindeki payı daha sonraki yıllarda yeniden azalma eğilimine girer.

  • Kamunun ekonomik hayata müdahalesinin asgariye indirilmesi anlayışı çerçevesinde kamu proje paketi gözden geçirilerek, bazı projeler yatırım programından çıkarılır. İmalat sanayine yönelik yatırımlar daha geniş ölçüde özel sektöre bırakılırken, hem AET'ye girme sürecinin hem de dış dünya ile uyum sürecinin hızlandırılması gereğine bağlı olarak devletin altyapı yatırımlarına yönelmesi öngörülür.

  • 1980 yılı ile birlikte vergi sisteminde köklü düzenlemeler yapılmaya başlanır. Sistemin basitleştirilmesi yanında gelişen ekonomik şartlara karşı esneklik kazanması amaçlanır. Dolaysız vergilerin ağırlıkta olduğu vergi gelirleri kompozisyonu, dolaylı vergiler lehine değiştirilir, dış ticaret rejimi çerçevesinde uygulanan miktar kısıtlamaları tedricen terk edilerek yerine ithalat vergisi ve fon kesintileri ikame edilir. Böylece kamu için ek vergi potansiyeli değerlendirilir.

Vergi gelirlerinin enflasyonun etkisiyle reel olarak erimesini önlemek amacıyla 1981'de bir yıl "Peşin Vergi Sistemi" uygulanır.

Turgut Özal, 1982 yılında İkinci İzmir İktisat Kongresi'nde Başbakan Yardımcısı olarak yaptığı konuşmada ise, ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin görüşlerini şöyle açıklar :

"Uyguladığımız ekonomik politikaların tutarlı ve gerçekçi olması kadar devamlı olmasında da zaruret vardır. Bir ekonomik yapıdaki en büyük sıkıntı, izlenen ekonomik politikadaki tarafsızlıktır. Geçirdiğimiz büyük ve acı tecrübeler, ekonomik politikalarımızda devamlılık özelliği olmamasından kaynaklanmaktadır. Bu şartlar sağlandığı takdirde Allah'ın izniyle on yıl sonra bu şehirde yapılacak Üçüncü iktisat Kongresi'ne iştirak edecek olanlar Türkiye'nin çok büyük mesafe aldığını ve önemli gelişmeler gösterdiğini müşahide edeceklerdir. Ekonomik hayatta devletin müdahaleci rolü yerine tanzim ve teşvik edici ve genel olarak muhtelif menfaatleri telif edici ve bu suretle verimi artırıcı rolü ağırlık kazanmalıdır.

Gençlerimizi düşman oyunlarına gelmeyecek kadar bilgili, sokakta hiçbir meselenin çözülemeyeceğini anlayacak kadar seviyeli, vatanın birlik ve bütünlüğünün önemini kavrayacak kadar kültürlü, örf ve adetlerimize saygılı, hepsinden önemlisi faydalıyı zararlıdan ayırt edecek kadar ölçülü, herkese karşı sevgi ve şefkat besleyen medeni insan olarak yetiştirmeliyiz.

Şehirlerimizi insanca yaşanabilen yerler haline getirmeliyiz. Köy ve şehir arasındaki hizmet standardı farkını asgariye indirmeli, bölgelerarası dengesizliği mutlaka gidermeliyiz.

Bütün bu sosyal problemlerin çözümü, konut açığını kapatmak ve herkese hiç değilse başını sokabileceği sıcak bir yuva sağlamakla mümkündür.

Sanayileşme, artan nüfusa yeni iş imkânı bulma, ihracat potansiyelimizi geliştirme ve Türkiye'yi güçlü ülkeler arasına sokmak noktasında gene önemli bir saha olmaya devam etmektedir.

Sanayileşmede tabii kaynak ve imkânlarımızı kullanan ve rekabet gücüne sahip sanayiler kurmaya önem vermeliyiz. "Yetmiş yıl boyunca önemli hiçbir değişikliğe uğramamış ve adeta kalıplaşmış bir ekonominin birden bire kabuk değiştirmesi elbette kolay değildir. Duat faizlerinin yükselmesine ve yüzlerce bankerin piyasaya çıkmasına neden olur. Başbakan Yardımcısı Özal, "Yüksek faiz her zaman yüksek risk getirir" diyerek, tasarruf sahiplerini ve bankaları uyarır ama bankerler çek ve bono karşılığında yüksek faiz vaadiyle vatandaştan büyük miktarda para toplarlar. Henüz yasal sermaye piyasası yapılmadığından, bankerlerin faaliyetine müdahale de edilemez. Sonunda bankerler batar. "Hastelli" olarak tanınan ünlü banker Cevher Özden yurt dışına kaçar. İstanbul Bankası, Hisar bank, Odibank iflas eder.

Temmuz 1980

Faizlerin serbest bırakılması, banka mevduat faizlerinin yükselmesine ve yüzlerce bankerin piyasaya çıkmasına neden olur. Başbakan Yardımcısı Özal, "Yüksek faiz her zaman yüksek risk getirir" diyerek, tasarruf sahiplerini ve bankaları uyarır ama bankerler çek ve bono karşılığında yüksek faiz vaadiyle vatandaştan büyük miktarda para toplarlar. Henüz yasal sermaye piyasası yapılmadığından, bankerlerin faaliyetine müdahale de edilemez. Sonunda bankerler batar. "Kast elli" olarak tanınan ünlü banker Cevher Özden yurt dışına kaçar. İstanbul Bankası, Hisar bank, Odibank iflas eder. Askeri rejime göre, bu durumun sorumlusu Maliye Bakanı Kaya Erdemdir. Erdem, Temmuz 19821de istifa eder. Özal ve ekibinin keyfi kaçmıştır. İşi daha fazla götüremeyeceklerini anlarlar.

O dönemde DPT Yabancı Sermaye Dairesi Başkanı olan Hüsnü Doğan, "Abi ne yapacağız? Ne yapsak gelip bir noktada tıkanıyoruz. Siyasete girmeyi düşünmüyor musun?" diye sıkıştırır Özal'ı.. Aldığı cevap şu olur:

"Zamanı gelince bu işler konuşulur."

Özal şimdi Side yolundadır. Yanında eşi Semra Özal ve danışmanı Adnan Kahveci ile eşi vardır. O yolculukta kafasından geçenleri kimse bilmez. Özal, o güne kadar, siyasete girmeyi, parti kurmayı gerçekten hiç düşünmez. Hatta gazeteci Yavuz Donatın "siyasete girecek misiniz?" sorusuna Şubat 1992'de şu cevabı vermiştir :
 

"Siyaset yapabileceğimi pek sanmıyorum. Geçmişte böyle bir teşebbüsüm olmuştu. Sonuç alamamıştım. Şimdi kim çıkarıyor bu sözleri? Ben kimseye, siyaseti düşündüğümü söylemedim. Ama elin ağzı torba değil ki büzesin. Kimsenin gocunmasına gerek yok. Parti kurmayacağım."

Ama açık kapı bırakmayı da ihmal etmez:

"Alnımıza ne yazıldığını bilemem. Takdiri ilahi. Kaderimizde ne varsa o olur.

1982'nin Kasım ayında Evren'den randevu alınır. Evren ve Özal, Çankaya Köşkü'nde karşılıklı oturup koyu bir sohbete dalarlar. Sohbetin konusu genelde ekonomidir. Özal, sözü dolaştırıp siyasi faaliyetlere ve partileşmeye getirir. Sonunda ziyaretinin asıl amacını açıklar :

-Ben de parti kurmak istiyorum.

Evren, açık ve samimidir:

-Çok parti kurulmasını istemiyoruz.

-Ben parti kurarsam, tavrınız ne olur?

-Sizin için yasak söz konusu değil.

Özal istediği cevabı almıştır. Ankara'dan İstanbul'a geçer. Orada, arkadaşlarına, kentin merkezi yerinde geniş bir çalışma bürosu kiralanması, üç büyük kentte çekirdek kadrolar oluşturulması, propaganda faaliyetleri için ekip kurulması ve kendilerine destek verecek kişilerin belirlenmesi talimatını vererek14 Aralık 1982'de Amerika'ya hareket eder. New York'tan önce Londra'da mola verecek ve Büyükelçi Rahmi Gümrükçüoğlu'nu ziyaret edecektir. Prof. Memduh Yaşa da ziyaret sırasında Gümrükçüoğlu'nun yanındadır.

Özal, ABD'de seçim kampanyalarını iyi bilen kuruluşlarla bürokrat ve işadamı Türklerle görüşmeler yapar. O tarihte New York'ta olan oğlu Ahmet'i gördükten sonra Houston Methodist Hastanesi'nde sağlık kontrolünden geçer. Kalbindeki bazı sorunları dışında. sağlığı yerindedir.

Şubat 1983'de Türkiye'ye döner. İstanbul Yeşilköy Havaalanı'nda karşılayanlar arasında İstanbul Ticaret Odası Başkanı Nuh Kuşçulu, DPT'den Yıldırım Aktürk ve Mustafa Taşar, her zaman Özal'ın yanında bulunan Akgün Albayrak, SOYTAŞ Genel Müdürü Kazım Oksay, işadamları Asım Kocabıyık, Eymen Topbaş, Salih Kola, Mehmet Bilge ve Özal’ın İstanbul'daki komşusu Hulusi Çetinoğlu da vardır.

Özal, havaalanında gazetecilerle yaptığı sohbette, "Hizmet edici şartlar olursa siyasi hayatta varım" der.

ÖZAL FARKLI KÖKEN VE ALTYAPIYA SAHİP İNSANLARIN BARIŞ VE UYUM İÇERİSİNDE YAŞAYABİLECEKLERİ BİR DEMOKRASİ ANLAYIŞINA SAHİPTİ

Özal Liderliği

Düşünce

    Cesaret
    Vizyon
    İnanç
    Azim
    Zeka

Destekler

Röportajlar

Medya Galeri

Yorum Sayfası

                           doors2007