Biyografi
Çok renkli
Anadolu coğrafyasının çok renkli insanı...
Başarılı
bir bürokrat... "Benim iki gömleğim var; biri bayramlık, diğeri
idamlık" diyerek yola çıkan seçkin bir siyaset ve devlet adamı...
Çocukların
ve gençlerin tonton amcası, sanatçıların ve sporcuların babası,
milletin cesur lideri…
Pervasız
girişimci, büyük reformcu...
Halktan,
sivil, dindar, demokrat Cumhurbaşkanı...
O kadar
derinliği olan, o kadar çok yönlü bir insanı böyle yüzeysel
sıfatlarla tanımlamaya, anlatmaya imkân var mı?
Turgut Özal
'ı tam olarak anlatmak zordur.
O, Türk
toplumunun yetiştirdiği Atatürk'ten sonraki tek uluslararası
lider, bir dünya siyasetçisidir.
O,
ekonomide, zihniyette, felsefede, siyasette ihtilal yapandır.
O, İslam
kimliğiyle evrensel değerleri ilk kez uzlaştıran, Türk milletine,
"iman, özgürlük ve bilimin ışığında kendi kapasitesini keşfetme
imkânını" sağlayandır.
O,
Türkiye'nin kaderini değiştirendir.
O, bizi
tarihle barıştıran, tarihten alacağımız güçle21. Yüzyıldaki
yerimizi gösterendir.
Biz onun
sayesinde" çağdaş dünyalı" olduk.
Turgut Özal
bizim neslin "masal" değil "gerçek" kahramanıydı. Biz onu gördük.
Onu dinledik. Onunla konuştuk. Onun yaptıklarını yaşadık.
Ama onu tam
olarak anlayabildik mi?
Hak
etmediği şekilde yermek de yanlıştır Özal'ı, övmek de...
Doğru olan,
gerçeği anlatmaktır. Sade, içten, sıcak, mütevazı ama mağrur,
hoşgörülü ama inandığından dönmeyen, kararlı, yürekli Özal
gerçeğini... Türkiye'nin kabuğunu çatlatan, tabuları kıran,
büyük değişimi gerçekleştiren, geleceğin hedeflerini gösteren
Özal gerçeğini anlatmaktır.
Özal,
gelecek nesillerin kendisini daha iyi değerlendireceğine,
hakkını teslim edeceğine inanıyor, "Beni daha sonra anlayacaklar"
diyordu.
Turgut Özal,
bir kuyruklu yıldız, bir rüzgâr gibi geldi; ışık saçarak,
fırtınalar estirerek ve bize uygarlığın sihirli anahtarını
bırakarak gitti.
En çok
ihtiyacımız olduğu zamanda geldi.
Hepimizin
ona şükran borcu var.
Hikâyemiz
1927 yılında Malatya'da başlar.
O yıllar
zor yıllardır. Birinci Dünya Savaşı biteli dokuz, Ulusal
Kurtuluş Savaşı zaferle noktalanalı beş, Cumhuriyet ilan edileli
dört yıl olmuştur. Savaşların yıktığı ve yoksullaştırdığı
Türkiye, kendi yağıyla kavrulmaya ve ayakları üzerinde durmaya
çalışmaktadır.
Malatya da,
Anadolu'nun göbeğinde, yoksulluktan kurtulma savaşı veren
kentlerden biridir. O yıllar bir kasaba görünümünde olan Malatya,
yine de çoğu Anadolu kentlerine oranla daha düzenlidir, daha bir
gelişmiştir. Mesela, yeni Başkent olan Ankara'nın yanında
neredeyse küçük Paris gibidir
Yoksul
Anadolu'nun bu yoksul kentinde yaşayan Mehmet Sadık Bey'le eşi
Hafize Hanım'ın tek katlı mütevazı evlerinde tatlı bir heyecan
yaşanmaktadır
İlk
çocukları dünyaya gelecektir
13 Ekim
1927'de ilk çocukları dünyaya gelir. Çocuk erkektir. Adını "Turgut"
koyarlar
Eskiden
devlet memurları için "nakil", bugüne oranla çok sık tekrarlanan
olaydı. Orası senin, burası benim dolaşıp dururlardı.
Ziraat
Bankası memuru Mehmet Sadık Bey'in ilk nakil yeri Bilecik'in
Söğüt ilçesidir. Söğüt, Turgut Özal'ın çocukluk anılarında
önemli bir yer tutar
Söğüt'e
geldiklerinde dört yaşında olan Turgut'un kişilik yapısı, tam
altı yıl kaldıkları bu şirin ilçede şekillenmeye başlar.
Dördüncü sınıfa kadar ilkokulu burada okur. Memur babanın tayini
Silifke'ye çıkınca, küçük Turgut'un Söğüt serüveni sona erer.
Orada geçen günlerini, ilk çocukluk arkadaşlarını hiçbir zaman
unutmayacaktır.
Silifke’de
İlkokulu bitirip ortaokula başlayan küçük Turgut, renkli
düşlerinin sonu olan talihsizlikle burada karşılaşır. Bu
talihsizlik, Turgut'un kaderini de değiştirecektir. Çünkü
eşekten düşüp kolu kırılmasa, belki askeri okula girecek ve
istediği gibi iyi bir pilot olacak ama bir gün politikaya atılıp
kitleleri coşkuyla dalgalandıramayacak, topluma o güne kadar
duymadığı yepyeni şeyler söyleyemeyecek, önce Başbakan sonra
Cumhurbaşkanı seçilemeyecek ve adını tarihe yazdıramayacaktır.
Pilot olma
düşü sona eren Turgut Özal, babası Silifke'den Mardin'e atanınca,
ortaokulu orada bitirir. Sıra lise öğrenimine gelmiştir. Fakat o
yıllarda, birçok ilde olmadığı gibi Mardin'de de lise yoktur.
Aile,
Turgut'u paralı yatılı olarak Konya Lisesi'ne gönderir. Lise
birinci sınıfı orada okur. Ortaokulu bitiren kardeşi Korkut'la
birlikte bu kez Kayseri Lisesi'ne gider. Dayısı Süleyman Bey de
(Hafize Hanım'ın kardeşi, Hüsnü Doğan'ın babası) Kayseri'de
oturmaktadır, iki kardeş, dayılarının evinde kalırlar.
Baba Mehmet
Sadık Bey, Mardin'den Kayseri'ye tayinini ister. İsteği kabul
edilecek ve aile tekrar bir araya gelecektir.
Turgut,
Kayseri Lisesi'ndeki ilk aylarında biraz bocalayacaktır çok
çalışır ve bütünlemeye kalmadan sınıf geçer. Ertesi yıl mezun
olur. Artık lise diploması elindedir ve üniversite yolu
gözükmüştür.
İstanbul'a
1945 yılında gelir. Düşlerini süsleyen, gelmeyi çok istediği
halde o güne kadar bir türlü gelemediği bu güzel kent, onun aynı
zamanda son durağı olacaktır.
Siyasal
Bilgiler Fakültesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Yüksek
Öğretmen Okulu sınavlarına girer. Üçünü de kazanır.
Bunlar
arasında İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği
Fakültesi'ni tercih edecektir. Gözü mühendisliktedir ve
mühendislik o yıllarda gözde mesleklerden biridir.
Süleyman
Demirel, Necmettin Erbakan, Mehmet Turgut ve Şevket Demirel de
Teknik Üniversite'de öğrencidirler. Demirel ve Erbakan hem yaşça
ve hem sınıfça Özal’dan büyüktürler. Özal daha çok Şevket
Demirel'le arkadaştır ve onunla aynı sınıftadırlar.
Kahramanlar
Ayakta Ölür
Tarih 17 Nisan 1993.
Günlerden Cumartesi.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal, o gün saat 13.00'te, Cumhurbaşkanlığı
Kupası Bayanlar Basketbol Maçı'na gidecekti.
Bunun için Çankaya Köşkü'nün kapısında üç koruma aracı hazır
bekliyordu.
Özal, Köşk'teki kondisyon salonunda her sabah spor yapardı.
O sabah uyandığında çok yorgun görünüyordu. Yüklü bir programın
oldukça yorduğu Orta Asya gezisinden yeni dönmüştü. Eşi Semra
Özal, "Kalkma, bugün dinlen" dedi. Özal oralı olmadı. "iyiyim"
diyerek yataktan fırladı.
Banyoya girdi. Traş oldu. Eşofmanını giyerek yürüyüş bandına
çıktı. Saat 10.30'du. Doktoru Cengiz Aslan'ın tavsiye ettiği
gibi 700 metre yürüdü.
Sonrasını Semra Özal şöyle anlatır:
"Yürüyüş
bandından indi. Ayakkabılarını çıkardı. Üç adım attı, yere
yığıldı. Koştum kucakladım. Nefes alamıyordu."Özal'ın yüzü
mosmor olmuştu.
İlk müdahale yapılır ve hemen ambülânsa taşınır. Gülhane Askeri
Tıp Akademisi'ne doğru yola çıkılır. Köşk'ün kapısında bekleyen
üç koruma aracı, şimdi hastane yolunda Özal'a eşlik
etmektedir.Doktor Hilmi Özkutlu acele etmektedir. GATA’ dan daha
yakın olduğu için, güzergah değiştirilir ve saat 11. 00'da
Hacettepe Hastanesi'ne ulaşılır. Cumhurbaşkanlığı'na ait 06 AS
136 plakalı siyah ambülânstan çıkarılan ve sedye ile Acil
Servis'e taşınan Özal’a ilk müdahale yapılır. Semra Özal ve
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Yamak da hastaneye
gelirler.
Televizyon istasyonları, Cumhurbaşkanı Özal'ın aniden
fenalaştığı ve Hacettepe Hastanesi Acil Servisi'ne kaldırıldığı
haberini programlarını keserek ya da altyazı ile verdiler.
Ankaralılar hastaneye doğru akın etmeye başlar.
Hastanede
bulunan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü. Kaya Toperi, ilk resmi
açıklamayı saat 13.00'de yaptı ve Özal’ın durumunun giderek
ağırlaştığını söyledi. Bursa Milletvekili Mehmet Gedik, saat
14.15'de, Özal'ın hayatından ümit kesildiğini açıklar.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kaya Toperi, saat 14.45'de ağlayarak şu
resmi açıklamayı yapar:
"Cumhurbaşkanımız Turgut Özal, 17 Nisan 1993 Cumartesi günü saat
10.30 sıralarında ani bir kalp rahatsızlığı geçirmişlerdir.
Hacettepe Üniversitesi Acil Servisi’nde kalp cerrahları,
kardiyologlar, anestezioglar ve nörologlardan oluşan
konsültasyon ekibi derhal gerekli girişimlerde bulunmuşlar ve
sürekli kontrol altında tutmuşlardır. Yapılan bütün tıbbi
girişimlere rağmen Sayın Cumhurbaşkanımızın durumu normale avdet
etmemiş ve hayati fonksiyonlarında hiçbir gelişme olmamıştır.
Sayın Cumhurbaşkanımızı maalesef saat 14.30'da kaybetmiş
bulunuyoruz.
Hepimizin
başı sağ olsun."
Her şey bitmişti. Turgut Özal artık yoktu…
.Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ani vefatı, bütün dünyada da büyük
şok yarattı. İngiliz Reuters, Amerikan AP, Fransız AFP, Alman DP
A gibi dünyanın belli başlı ajansları tarafından "jlash" haber
olarak duyumları Özal'ın ölümü, son gezisini yaptığı Orta Asya
Türk Cumhuriyetleri'nde derin üzüntü ile karşılanırken, başta
Kuveyt, Mısır, Pakistan ve Cezayir olmak üzere birçok İslam
ülkesinde yas ilan edildi
ABD
Dışişleri Bakanlığı'ndan ise şu açıklama yapılıyordu:
"Sayın Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ani ölümü, Washington' da
büyük bir şok ve acıyla karışlanmıştır. Biz çok yakın bir
arkadaşımızı ve büyük bir lideri kaybetmiş durumdayız. Sayın
Özal’ın olmadığı bir dünya, hiçbir zaman eskisi gibi renkli ve
güze olmayacaktır."
Özal'ın vefatı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde de derin üzüntü
yarattı. Bayrak Radyo Televizyonu matem yayınına başlarken,
ülkede bayraklar yarıya indirildi ve yas ilan edildi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Başbakan Derviş Eroğlu başsağlığı
mesajları yayınladılar.
Brüksel'deki NATO merkezinde de 16 üye ülkenin bayrakları
yarıya indirildi.
AT Komisyonu Başkanı Jacques Delors, "Özal'ın teknik ustalıkla
birleşen önsezi ve cesareti Türkiye’ye ve Türk halkına bir
hediyeydi" derken, Fransa Başbakanı Jac Chirac, Özal'ı şu övgü
sözleriyle anıyordu :
"insani vasıflarını; kıvrak zekâsını, açık sözlülüğünü ve
kararlılığını çok takdir ederdim. Bütün bunlar aynı zamanda onun
devlet adamlığı vasfını oluşturuyor. Türkiye büyük bir değerini
kaybetti."
İngiltere Başbakanı John Majör de, "Türkiye'nin kalkınmasında
lider rolü oynayan Özal’ın yokluğu sadece İngiltere ve Avrupa
için değil, bütün dünya için kayıptır" diyordu.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ani vefatı, dış basında da geniş
yer tuttu. Dünyanın önde gelen yüksek tirajlı gazeteleri
Özal'dan övgüyle söz ettiler:
Walt Street Journal (ABD) : Özal, bir ulusun konumunu sadece
içte değil, uluslararası alanda değiştirme yeteneğine sahip
ender liderlerden biriydi
New York
Times (ABD) : Özal, Türkiye'nin modern tarihinde derin bir iz
bıraktı.
Liberation (Fransa) : Türkiye'nin babası öldü. Journal du
Dimanche (Fransa) : Türk Tonton'u öldü.
The Times (İngiltere) : Türkiye'yi sosyal ve politik alanda
büyük atılımlara yönlendiren Atatürk'ten sonra gelen en etkili
politikacıydı.
Die Welt (Almanya) : Türkiye'yi Özal güçlendirdi. Devrim
niteliğinde reformlar yaptı
Diyeceklerdir.
Ulu Önder
Atatürk’ten sonra görevi başında vefat eden, ikinci
Cumhurbaşkanı olan Merhum Turgut Özal’ın cenazesine ülkenin dört
bir yanından yüz binlerce kişi akın eder. Cumhurbaşkanı
seçildiğinin ertesi günü sevinç gözyaşlarıyla kendisini Kocatepe
Camii’nde karşılayan halk, bu kez onu ayrılık gözyaşlarıyla aynı
yerden uğurlar. Öldükten sonra beni İstanbul’a defnedin,
kıyamete kadar Fatih Sultan Mehmed’in manevi ruhaniyeti altında
bulunmak istiyorum” şeklindeki vasiyetine uyularak Adnan
Menderes’in de bulunduğu yere defnedilir. Kabri, halen çok
sayıda vatandaş tarafından ziyaret edilmektedir.
Turgut
Özal, Türkiye’nin kaderini değiştiren, “Çağ Atlayan Türkiye”
düşünü zihinlerimize inançla ve yeniden yerleştiren Devlet
Adamı… Devletini ile Milletini kucaklamayı başaran bir
siyasetçi... Asık suratlı ve mesafeli değil, her zaman sokakta,
halkın içinde ve güler yüzlü bir lider.
Türkiye'de enerji, telekomünikasyon, ekonomi politikaları, dış
ticaret gibi çeşitli alanlarda önemli gelişme ve ilerlemelerin
önünü açmıştır. Ancak, Anayasa reformu, başkanlık sistemi
reformu, özelleştirme reformu, eğitim reformu, sağlık reformu,
sosyal güvenlik reformu gibi birçok planını da ömrü vefa
etmediği için hayata geçirememiştir. Turgut Özal, belki de
yukarıda sayılanların hepsinden daha önemli ve daha zor bir şeyi
gerçekleştirmiş, Türkiye’de "zihniyet değişim”ine öncülük etmiş
ve bunu başarmıştır. Onun döneminde, Türkiye, değişen dünyanın
yeni gerçeklerini öğrenme ve ufkunu genişletme fırsatını
yakalamıştır. Turgut Özal dönemi, Türkiye’nin birçok alanda
dönüşümü tanıdığı yıllar olmuştur.
Dönüşüm,
Özal ile toplumsallaşmış, yaygınlaşmış ve derinleşmiştir. Yaşamı
etkileyen bir işlevsellik kazanmıştır.
Turgut Özal, hayatı boyunca, aktif siyasetle uğraştığı yıllarda
ve nihayetinde en üst noktalarda üstlendiği görevlerde de
savunduğu düşünceler, ülküler uğrunda çalıştı. Sağlığında
sevenleri kadar eleştirenleri de çok oldu. Bugün, birçok kişinin
teslim ettiği gibi Turgut Özal’ın anlaşılması zor oldu, zaman
aldı
Turgut
Özal, berrak ve çok kapsamlı düşünürdü. Kendini en iyi şekilde
geliştirmiş bir düşünce adamıydı. Karşılaştığı sorunları köklü
ve makro yaklaşımlarla değerlendirir, kalıcı ve sağlıklı
çözümler üretirdi.
Tonton
görünüşünden asla beklenmeyen cesur ve kararlı bir kişiliği
vardı.
Üzerine
aldığı görevlerde ciddi bir sorumluluk zihniyeti ile hareket
eder, neticeyi alıncaya kadar konuyu takip eder, işi bitirirdi.
Yüklendiği görevlerde misafir veya kiracı değil, ev sahibi
sorumluluğu ile hareket ederdi.
İmkânlar arasında gerçekleştirilebilecek en iyi alternatifi
seçmeye özen gösterirdi. Uygulamada karşılaşılabilecek sorunları
inceler ve çözümlerini önceden geliştirirdi. Çok iyi bir
hazırlık yapmadan ortaya çıkmazdı. Uygulamanın başarısını
güvenceye almadan eyleme geçmezdi. Eyleme geçince de hızlı ve
kararlı bir icra sergilerdi. Bütün bunları yaptıktan sonra da
neticeye tevekkül ne olursa olsun, kendi kaderini tayin etme
konusunda milletimizi daha güçlü kılacağını savundu.
Türk
toplumunun yetiştirdiği, uluslararası bir lider, bir dünya
siyasetçisidir.
Cumhurbaşkanlığı görevine geldiğinde, TBMM’de yaptığı teşekkür
konuşmasında; “21. Yüzyıla doğru giderken, üç büyük, üç temel
hürriyeti geliştirmenin, sımsıkı korumanın uygar dünyanın önde
gelen devletlerinden biri olmamızın vazgeçilmez şartı olduğunu
görmeliyiz.” diyen Turgut Özal, bunları düşünce hürriyeti,
evrensel anlamda din ve vicdan hürriyeti ve teşebbüs hürriyeti
olarak sıralamıştı. Bu hürriyetlerin Türk Milletinin yaşam
kalitesini yükselteceğini; dünyanın değişen şartları ne olursa
olsun, kendi kaderini tayin etme konusunda milletimizi daha
güçlü kılacağını savundu. Özal, her alanda liberal bir anlayışa
sahipti. İnançlara saygılı, bireyi esas alan devlet anlayışını,
hoşgörü, dayanışma gibi temel değerleri her şeyin üstünde
tutardı. Uluslararası bir lider olarak, dış politikada da bu
öncelikler üzerinden ülkesi için çalıştı. Dolayısıyla, Özal’ın
iç ve dış politikadaki icraatları birbiriyle tutarlıydı.
Halkın
içinden, sivil, dindar, demokrat Cumhurbaşkanıdır.
Cenaze töreninde mahşeri kalabalığın elinde tuttuğu üç pankart;
“Sivil, demokrat, dindar cumhurbaşkanı” hem Turgut Özal'ın
siyasi kişiliğini hem de Türk toplumunun bir Cumhurbaşkanında
görmek istediği özellikleri yansıtıyordu
Turgut
Özal, İslâm kimliğiyle evrensel değerleri uzlaştıran bir
liderdi. Türk milletine, "iman, özgürlük ve bilimin ışığında
kendi kapasitesini keşfetme imkânını" sağladı.
Siyasi hayatı boyunca dinle barışıktı. Toplumun manevi
değerlerine kayıtsız kalmadı, istismara yönelmedi, inandığı için
yakın durdu. Partisinin kongresinde kurşunların hedefi olduğu
zaman elinden kanlar akarken kürsüye çıktı ve ağzından
hafızalara kazınan şu cümle döküldü: 'Allah'ın verdiği canı
O'nun izni olmadan kimse alamaz.'
Kendisiyle
ve değerleriyle barışık bir siyasetçidir.
Siyasette reformcu kişiliğiyle öne çıktı. Göstermelik değil,
Türkiye'yi dönüştüren yapısal reformlara imza attı. Yerleşik
kuralları altüst etti. Deniz kıyafetleriyle kışlaya girdi,
şortla askerleri selamladı. Evren'in ardından Çankaya'ya çıkarak
siyasetin önünü açtı. Cumhurbaşkanı olunca topluma kapalı
Çankaya'nın kapılarını ardına kadar açtı, devletin soğuk yüzünü
tonton görünümü ve sempatik hareketleriyle sevimli hale
dönüştürmeyi başardı.
Korkusuz
bir girişimci, reformcu bir liderdir.
Türkiye'yi içine kapalı olmaktan çıkardı, ülkenin ufkunu açtı.
Bu dönemde sağdan soldan gelen ağır eleştirilerin hedefi oldu.
Kimi hamleleri büyük dirençle karşılandı. Türkiye'nin yönünü
Avrupa'ya çevirdi, bugün AB'yi savunan çevreler tarafından
itikadına varana değin ağır ithamlara maruz kaldı. Onun gözünü
ne ithamlar ne de suçlamalar korkuttu. Çünkü “Benim iki gömleğim
var; biri bayramlık, diğeri idamlık” diyerek yola çıkan seçkin
bir siyaset ve devlet adamıydı. Onun hayal gördüğünü iddia
edenler, dudak bükenler icraatları gördükçe, sonuçlar alınmaya
başlayınca, yanıldıklarını kabul etmek durumunda kaldılar ve bu
büyük hedeflere yöneldiler.
O,
ekonomide, felsefede, siyasette, dış politikada zihniyetleri
değiştirmiştir.
Ülkemize “Çağ Atlayan Türkiye” düşünü en iyi şekilde
gerçekleştirebilmek için, her türlü yeniliğe açık bir siyasi
politika izlemiş, bir fırtına hızı ile zirveye tırmanmış, yine
fırtına gibi ülkenin kaderini değiştiren kararlara hiç
çekinmeden imza atmıştır.
Bir yandan özel sektörde yakın bağlar kurmuş ve özel sektör
mantığını benimsemiştir, diğer taraftan ise bürokrasideki
geçmişi nedeniyle devlet mekanizmasını yakından tanımaktadır.
Ekonominin bu iki farklı boyutuna ek olarak uluslararası finans
merkezleri ve kurumlarıyla olan ilişkileri de son derece
gelişmiştir.
Anadolu coğrafyasının çok renkli insanlarından biridir.
Olağanüstü bir zekâya ve tükenmek bilmeyen bir çalışma azmine
sahipti. Günlük yaşamdaki bütün davranışlarını renklendiren ve
gönüllerde sevgi ve saygı uyandıran engin bir imanı vardı.
Davranışlarında doğal ve ender bulunan bir tevazu ve hoşgörüye
sahipti. Bir çocuk kadar tertemiz ruha, neşeli ve şakacı bir
tabiata sahipti. Çocukların ve gençlerin tonton amcası,
sanatçıların ve sporcuların babası, milletin cesur lideridir.
Kronolojik sırasına gore Özal’ın kariyer basmakları
|
Geleceğin Cumhur Başkanı Demirel ile tanışacağı Elektirik
Mühendisliği bölümü bölümüne girdi. |
|
1967: Devlet planlama teşkilatında genel sekreterlik
mevkisine geldi |
|
1971: Dünya Bankasında ekonomist olarak göreve
başladı |
|
1979: Demirel hükümetinin genel danışmanı oldu |
|
1980: Askeriye 12 Eylül darbesi ile Demirel hükümetini devirdi. Özal
Başbakan yardımcısı olarak göreve başladı.
|
|
1982: Ozal Başbakan yardımcılığı görevinden istifa etti.
|
|
1983: Özal kendi partisi olan Anavatan Partisini kurdu ve ilk
seçimleri kazanarak Başbakan oldu. |
|
1987: Özal’ın partisi Anavatan seçimlerde ikinci kez büyük çoğunluğu
toplayarak birinci oldu. |
|
1989: Ozal parlamento çoğunluğuyla Başbakan oldu. |